Grup sohbetinde
Veda Partisine Bir Tepsi Baklava
Defne sabahın dördüncü sesli mesajını dişlerini fırçalarken kaydetti; bu da mesajın anlaşılmasına hiç yardımcı olmadı. Kafe çalışanlarının grubunun adı “Ekip Espresso” idi ve günün konusu, yurt dışına taşınan pastacı Sevim Abla için cumartesi verilecek veda partisiydi. Defne şimdiye kadar gruba bir pankart fotoğrafı, dans eden bir kedi videosu, herkesin Sevim Abla’nın o berbat bandanalarından birini takması fikrini ve çoğunluğu kendi bandana fikrine gülmesinden oluşan kırk saniyelik bir kayıt göndermişti.
Grup bayılmıştı. Hepsini baştan keyifle okumak için yukarı kaydırdığında boşluğu fark etti. Yeni bulaşıkçı Gülşen her mesajı okumuş, tek satır yazmamıştı. Defne onu salı günü evyenin başında hayal etti: şakalara yarım saniye geç gülüyor, kimin kim olduğunu hâlâ çözmeye çalışıyordu.
Daha yukarıda, neredeyse gömülmüş halde, müdür Serkan Bey’in bir mesajı duruyordu: “Ayrı konu. Ayın 30’unda sayım için iki kişi lazım. Bir de Sevim’den sipariş tablosunu kim devralıyor?” Defne’nin gözleri mesajın üstünden, banka yazılarının üstünden kaydığı gibi kayıp geçti. Ayın 30’u çok uzaktı. Sipariş tablosu dediğin sütun sütun rakamdı. Sonra cevap verirdi, o sonra bir gün gelince.
Gülşen ise şimdiydi. Defne özelden yazdı: “Selam! Cumartesi geliyorsun, değil mi? Sensiz olmaz. Bir de çok önemli bir soru: hamur işinden anlar mısın?” Biraz sonra cevap geldi: “Baklava yapabilirim. Annemin tarifi, Antep usulü. Olur mu?” Defne gerçekten el çırptı. “Olur mu ne demek, harika olur! Gruba yaz, çığlık atacaklar.” Bir dakika sonra Gülşen’in ilk mesajı Ekip Espresso’da belirdi ve ona cevap yazan dokuz kişinin ilki Defne oldu.
Öğleden sonra işte, kahve değirmeninin yanında Serkan Bey onu durdurdu. “Sayım. Sipariş tablosu. Okudun mu?” Defne’nin yüzü ısındı. “Okudum. Yazacaktım.” Serkan Bey bekledi. Defne o sütunları düşündü, Sevim Abla’nın gidişini, birinin bu işi üstlenmesi gerektiğini. “Sayıma beni yazın,” dedi. “Tabloyu da yarın bana gösterin. Ama yavaş yavaş, lütfen.”