Grup sohbetinde
Cumartesi Anketi
“Cumartesi: pide mi, ocakbaşı mı? Oy verin.” Aslı anketi 9.02’de atmıştı. Emre 11.40’ta gördü; tramvay çanlarının neden hep aynı perdeye akort edildiğini anlatan bir yazı ile o sabah aslında yapması gereken şey arasındaki boşlukta. Oy vermedi. Ankete baktı.
İki seçenek vardı. Oysa üstteki kırk mesajda beş arkadaş dört ayrı yerin adını vermişti, en az ikisinin gönlü de besbelli mantıcıdaydı. İki seçenekli bir oylama bunu gösteremezdi. Ocakbaşı kazanır ama yine de kimsenin ilk tercihi olmayabilir, diye düşündü.
Yazmaya başladı. “Ufak bir şey ama iki seçenekli bir anket, üçüncü bir seçenek ikisini de teke tekte geçecek olsa grubun asıl tercihini gösteremez, ki bu da” ve orada durdu, çünkü Aslı’nın bunu nasıl bir sesle okuyacağını duyar gibi olmuştu. Hepsini sildi.
Ama daha yukarıda Ozan’ın salı günü sorduğu, kimsenin cevaplamadığı bir soru duruyordu: yeşil çay kaynar suyla gerçekten acılaşıyor muydu, yoksa herkes bunu birbirinden duyup mu tekrarlıyordu? Sıcaklık ve neyin ne zaman çözündüğü üzerine özenli altı satır yazdı, ikinci kısımdan emin olmadığını ekledi ve gönderdi. Ozan tek kaşı havada bir yüzle karşılık verdi. “Bugün cuma, Emre.” Ardından Aslı. “Emre. Pide mi, ocakbaşı mı.” “İkisi de olur. Saat kaçta?” “Bir saat önce 19.30 dedim.”
Yukarı kaydırdı. Demişti. Pideye oy verdi, işi sağlama almak için telefonuna bir hatırlatma kurdu, sonra pazara kurduğunu fark edip bir gün geri aldı. Gitmek istiyordu gerçekten. Bu insanları, göstermeyi bildiğinden çok daha fazla seviyordu; onlara asıl ulaşan da kalkıp gitmesiydi. 23.15’te Ozan’a özelden yazdı. “Konuyla alakası yok. Aslı’nın anketinin teknik olarak neden bozuk olduğunu duymak ister misin? Epey güzel bir problem.” “Yemekte anlatırsın,” diye yazdı Ozan. “19.30. Cumartesi. Pideci.”