Grup sohbetinde
Bir Çatı Hakkında Kırk Bir Mesaj
Melis’in sorusu basitti ve saat 18.02’de sormuştu: “Cumartesi projeksiyonu kim getiriyor?” 18.20’de grupta kırk bir yeni mesaj vardı. Otuzu Barış’tandı.
İyi başlamıştı. “BEN, kuzenime sorarım,” diye yazmıştı, gerçekten de soracaktı. Ama projeksiyonu sormak aklına filmi getirdi, film Melis’in avlusundaki duvarı, duvar da açıkçası fazla küçüktü. “Dur. DUR. Bizim binanın çatısına ne dersiniz?” Üstüne oklar çizdiği bir çatı fotoğrafı gönderdi. Bir tema önerdi (birinin treni kaçırdığı filmler). Aklına etkinlik için bir ad geldi, grubun adını “Çamaşır Altı Sineması” diye değiştirdi; kimsenin tanımadığı komşusu Sedat’ı da gruba ekledi, çünkü Sedat’ın iyi hoparlörleri vardı ve yalnız birine benziyordu. Yirmi dakika boyunca şehrin en mutlu insanıydı.
Ötekilere de bulaştı, çoğu zaman olduğu gibi. Ceren minder getireceğini söyledi. Pek yazmayan Taner trenli filmlerin listesini attı. Sedat çekingen bir el sallama ile hoparlörlerin fotoğrafını yolladı.
Sonra Melis yeniden yazdı. “Hepsine bayıldım. Ama projeksiyonu hâlâ öğrenmem lazım. Ayrıca iki hafta önce tarihi ev sahibine teyit ettireceğini söylemiştin.” Ünlem yoktu. Barış o noktaya uzun uzun baktı. Midesi burkuldu. Melis kızmıştı; ondan bıkmıştı; muhtemelen hepsi bıkmıştı ve onsuz ikinci bir grupları vardı, orada bunu konuşuyorlardı. “Çok özür dilerim, berbat biriyim” diye başlayan, ardından haftasını anlatan bir paragraf yazdı. Çoğu gürültüydü.
Sildi, onun yerine o iki sıkıcı işi yaptı. Kuzenini aradı, kuzeni olur dedi. Çoraplarıyla inip ev sahibinin kapısını çaldı. On bir dakika, ikisi de tamam. “Projeksiyon: kesinleşti, cuma günü alıyorum. Çatı: 23.00’e kadar serbest. Beklettiğim için kusura bakma Melis.” Melis tek bir altın yıldızla karşılık verdi. Barış ekran görüntüsünü aldı.