Grup sohbetinde
Nihat Bey’e Veda Kartı
“Cumayı düşünen oldu mu?” diye yazdı Nazlı, saat 7.50’de iş yeri grubuna. Cuma, Nihat Bey’in muhasebede geçen yirmi altı yılın ardından son günüydü ve şimdilik tek plan, bir planın olmamasıydı.
Bir saat geçmeden Nazlı’nın bir planı vardı. Çok güzel resim yapan ama bundan hiç söz etmeyen Sevda’dan kartı tasarlamasını istedi. Hediyeyi Erkan seçecekti; Nihat Bey’le öğle yemeği yiyen oydu, eski radyoları onardığını da o biliyordu. İşe en son giren, katıldığından beri gruba tek kelime yazmamış olan Cansu’ya ise doğrudan yazdı: “Sen eskiden pastanede çalışıyordun, değil mi? Hangi pastayı ısmarlayalım, söyler misin? Senin damak zevkine kendiminkinden çok güvenirim.” Cansu dört dakikada cevap verdi; üç seçenek, bir de cevizle ilgili bir not.
Geri kalan her şey Nazlı’ya kaldı, çünkü kendisi üstlenmişti. Parayı toplamak. “Tabii ki” deyip ödemeyen dokuz kişinin peşine düşmek. Salonu ayırtmak, tabak ödünç almak. Perşembe gecesi saat on birde kurdele kesiyordu; pazartesiye yetiştireceği kendi raporu ise çantasında el değmemiş duruyordu.
Cuma iyi geçti. Nihat Bey, Erkan’ın bulduğu radyo lambasını elinde tuttu ve bir an konuşamadı. İnsanlar kartı ve cevizli pastayı, yapanın adını anarak övdü. Sevda kızardı. Cansu’ya pastacılığı nerede öğrendiği iki kez soruldu; normalde sessizce sıvışacağı saatten çok sonraya kadar kalıp sohbet etti.
Sonrasında grup doldu. “Kart harikaydı Sevda!” “Erkan, o hediye!” “Cansu, pasta!!” Nazlı otobüste gülümseyerek mesajları kaydırdı, gerektiğinden biraz daha uzun kaydırdı. Listeyi yapan kişiye teşekkür eden olmamıştı. Bu, kimseye itiraf edemeyeceği kadar canını yaktı; saydığı için de kendine kızdı. “İyi ki böyle güzel oldu,” diye yazdı, sonra normalde göndermeyeceği ikinci bir satır ekledi: “Açıkçası epey iş çıktı. Bir dahakine yanımda biri daha olsa çok sevinirim. Gönüllü var mı?”