Grup sohbetinde
Doksan Saniyede Üç Seçenek
Spor salonunun mesajı cuma akşamı 18.02’de düştü: bir boru patlamış, bütün kortlar kapalı, rezervasyon ücretleri iade edilecekmiş. Kerem tramvaydan mesajı olduğu gibi gruba iletti. Emre ağlayan bir surat yolladı. Selin “Eh, bu akşam da gitti,” diye yazdı. Tolga da gelecek ay bir ara belki yeniden ayarlarız diye başlayan bir cümleye girişti.
Gelecek ay. Kerem çoktan iki başparmağıyla yazmaya başlamıştı. “Akşam falan gitmedi. Bir: okulun arkasındaki açık saha, ışıklar ona kadar yanıyor, top bende. İki: Moda’daki bowling salonu, şimdi arıyorum. Üç: bana gelin, ben yemek yaparım, kâğıt oynarız, Emre kaybeder.” Gönder’e bastı ve kimse cevap vermeden bowling salonunu aradı; konuşmak yazmaktan hızlıydı. Saat sekize iki pist boştu.
Gruba döndüğünde altı yeni mesaj vardı. Tolga emin değilmiş, uzun bir hafta olmuş, belki evde kalırmış. Kerem bunu okuyunca biraz itilmeye ihtiyacı olan birini gördü ve itti. “Tolga, dört cumadır üst üste ‘uzun bir hafta’ diyorsun. Ayakkabılarını giy.” Tolga’dan ses çıkmadı.
Tramvay sallana sallana iki durak geçti. Kerem o sessizliği fark etti. Ortamı okumayı iyi bilirdi; tezgâhın öbür yanındaki müşterinin yüzünün kapandığı o yarım saniyeyi yakalardı. Grup sohbeti de ışıkları kapalı bir odaydı, ama yine de. Üst üste dört cuma, insanın kendi kendine saydığı bir şey olabilirdi. Gruba bir özür yazmayı düşündü, işi büyütmek gibi geldi. Onun yerine aradı.
Tolga açınca “Orada saçmaladım,” dedi. “İyi misin?” Kısa bir sessizlik. “Yorgunum. İşler kötü.” “Tamam. O zaman şöyle yapalım. Seni ben alırım, bir oyun atarsın, berbat geçerse eve de kendim bırakırım.” Tolga’nın ağzından neredeyse gülmeye benzeyen bir ses çıktı. “Bir oyun ama.” “Pistler sekize ayrıldı,” dedi Kerem ve arabayı almak için bir durak erken indi.