Grup sohbetinde
Kırk Yedi Okunmamış Mesaj
Zeynep havuzdan çıktığında aile grubunda kırk yedi okunmamış mesaj birikmişti; kırk yedisi de anneannesinin sekseninci yaş günüyle ilgiliydi. Soyunma odasında ayakta, saçından ekrana sular damlarken hepsini okudu. Nurten Teyze nehir kıyısındaki restoranı istiyordu. Kuzeni Kaan evde sürpriz yapalım diyordu. Tarihten söz eden yoktu.
Başa dönüp bir daha okudu, bu kez sözleşme okur gibi, ağır ağır. Yirminci mesaja geldiğinde tablo netleşmişti. Herkes bir üsttekine cevap yazıyor, konuşma da aynı üç sorunun etrafında dönüp duruyordu: nerede, ne zaman, fasıl heyetinin parasını kim verecek. Annesi dört ayrı yerde “herkese nasıl kolay gelirse” yazmıştı. Zeynep yazmaya başladı. “İki gündür konuşuyoruz, hâlâ hiçbir şey kararlaştırılmadı.” Doğruydu; Nurten Teyze’yi de bir hafta küstürürdü. Sildi, onun yerine notlarını açtı.
Yirmi dakika sonra, tramvayda, tek bir mesaj gönderdi. “Öneri. Ayın 14’ü cumartesi, saat 13.00’te öğle yemeği; çünkü anneannem akşama yoruluyor, Kaan’ın treni de 11.40’ta geliyor. Nehir kıyısındaki restoranın arkada 22 kişilik bir salonu var. Aradım, o gün boş, perşembeye kadar bizim için tutacaklar. Sürpriz yok. Sevmiyor, geçen yıl kendisi söyledi. Restoran olmazsa yedek plan Nurten Teyze’nin evi. Çarşamba akşamına kadar evet ya da hayır bekliyorum.”
Sonra telefonu ekranı aşağı gelecek şekilde dizine koydu. Mesajda yazmadığı bir şey vardı: Değirmen Sokağı’ndaki eski evin çerçeveli resmi. Anneannesi her kış o evi anlatırdı. Sipariş çoktan verilmişti. Ayın 10’unda, dört gün önceden gelecekti.
Telefon titredi. Kaan: “Emredersin komutanım.” Ardından Nurten Teyze: “Peki. Ama pastayı ben getiriyorum.” Zeynep notlarına bir satır ekledi: pasta, Nurten Teyze, kaç kişilik olduğunu teyit et. “Hepimizin onun için bir araya gelmesine sevindim,” diye yazmaya başladı, başparmağı gönder tuşunun üstünde asılı kaldı, sonunda onun yerine bir başparmak işareti yolladı.