Grup sohbetinde
Babaannemin Sekseni İçin Öğle Yemeği
“Ayın on ikisinde anlaştık o zaman?” diye yazdı Sevim Hala; aile grubu bir dakika geçmeden cevap verdi. Cemal Amca bir başparmak yolladı. Elif’in annesi üç tane. Biri geçen yılın sofrasından bir fotoğraf attı; pencere kenarındaki o uzun masa, buğulama daha şimdiden yarılanmış.
Elif hepsini tramvayda okudu, bir şey yazmadı. Altı yıldır bu gruptaydı ve adına belki kırk mesaj vardı; çoğu “Sarmayı ben getiririm” ya da “Eve vardım” gibi şeylerdi. Tam olarak çekingenlik değildi bu. On iki kişi aynı anda konuşurken, onun yazmayı sevdiği türden, sonradan arkasında durabileceği türden bir cümleye yer kalmıyordu.
Asıl dikkatini çeken, kuzeni Ebru’ydu. Ebru genelde paragraf paragraf yazar, kimin nereye oturacağıyla ilgili espriler yapardı. Bugün 9.14’te “olur”, 9.31’de “nasıl uygunsa” yazmıştı; ikisinde de nokta yoktu. Başka kimse fark etmişe benzemiyordu. Grup çoktan, babaannenin restoranın merdivenlerini hâlâ çıkıp çıkamayacağına geçmişti.
Elif gruba bir cevap yazmaya başladı: “Ebru, on ikisi sana gerçekten uyuyor mu?” Yazdığına baktı. Herkesin önünde sorulursa bu soru Ebru’ya evet dedirtirdi. Sildi, onun yerine özelden yazdı. “Bu sabah pek kendin gibi değilsin. Açıklamana gerek yok. Konuşmak istersen akşam buradayım.” “Konuşmak istersen”i “yanında biri olsun istersen” yaptı, iki kez okudu ve durağına varmadan gönderdi.
Sessizliği annesini meraklandırmasın diye aile grubuna da tek satır yazdı: “On ikisi bana uyar. Sarmayı ben getiririm.” Dört başparmak geldi. Perona adım atarken telefonu yeniden titredi; bu kez yalnızca Ebru’ydu. “Sen hep nereden biliyorsun,” diyordu. “On ikisi, Onur’la aynı eve taşınacağımız gündü. Vazgeçtiğimizi daha kimseye söylemedim.” Tramvay kalkıp giderken Elif olduğu yerde durdu. “O zaman önce bana söyle,” diye yazdı. “Sekizde arıyorum.”