Grup sohbetinde
Cumartesi Sekiz Kişilik Masa
Grubun adı “Buluşma???” idi ve dört gündür sürüyordu. Özlem eve dönerken tramvayda baştan sona kaydırdı. Pazartesi: “artık gerçekten bir şey yapmalıyız.” Salı: kebap fazla ağır kaçar mı diye on bir mesaj. Çarşamba: birinin köpeğinin fotoğrafı. Bugün Oya “Bana açıkçası her gün uyar, herkes ne isterse,” yazmıştı; böylece herkes ne isterse onu isteyenlerin sayısı altıya çıkmıştı.
Özlem yürürken yazabilmek için bir durak erken indi. İki tarihli bir anket açtı, altına da şunu yazdı: “Oylama bu akşam dokuzda kapanıyor. Çoğunluk kazanır. Yeri ben ayırtırım.” 20.30’da beş kişi ayın 14’üne oy vermişti. Bahar oy vermemişti. 21.01’de Özlem nehir kıyısındaki Karadeniz lokantasını, mıhlaması olanı aradı ve 19.30’a sekiz kişilik yer ayırttı. Sonra yazdı: “Tamam. Ayın 14’ü cumartesi, 19.30, masa benim adıma. Gelemeyecek olan perşembeye kadar söylesin, kesin sayıyı istiyorlar.” On bir dakika sürmüştü. Bunun neden dört gün gerektirdiğini anlayamıyordu.
Başparmaklar, kalpler, “bizi kurtardın.” Sonra Bahar: “Emredersiniz patron.” Yanında da selam çakan bir surat. Özlem kaldırımda durdu. Şakaydı. Muhtemelen şakaydı. Ama Bahar oy da vermemişti ve şimdi kendi seçmediği bir cumartesiye razı oluyordu. Özlem “Birinin yapması gerekiyordu,” diye yazmaya başladı; doğruydu, yazdığına baktı. Son buluşmayı düşündü; Bahar erken kalkmış, kimse de nedenini sormamıştı.
Satırı sildi ve Bahar’a doğrudan yazdı: “Ayın 14’ü sana gerçekten uyuyor mu? Oy vermedin. Cumartesi kötüyse perşembe değil şimdi bileyim.” Hâlâ biraz teftiş gibi okunuyordu. Yine de gönderdi. “Cumartesi olur,” diye cevap verdi Bahar. “Planların başıma gelmesinden yoruluyorum sadece. Ama ben olsam hayatta ayırtmazdım, o yüzden. Teşekkürler.”
“O zaman sonrasında nereye gideceğimizi sen seç,” diye yazdı Özlem. “O kısmı ben planlamıyorum.” Ciddiydi. Bir de kendine, cuma günü Bahar bir yer seçmiş mi diye bakmak üzere not aldı.