Grup sohbetinde
Hardal Sarısı Bir Kare
“Gri. Son kararım. Her şeyi saklar,” diye yazdı Doğan; üç saniye sonra Buse bir sıra ünlem ve “cesedimi çiğnersiniz, ya beyaz ya hiç” sözleriyle karşılık verdi. Ev arkadaşlarının grubu öğle yemeğinden beri kaynıyordu. Ev sahibi koridoru yeniden boyamalarına razı olmuştu ve anlaşılan herkesin fikirleri de o koridorda oturuyordu.
Sena eve dönerken tramvayda yazılanları izledi. Bir görüşü vardı aslında. Koridorun penceresi yoktu, akşamları da tavan lambası duvarları eski kâğıt rengine çeviriyordu. Gri orayı tünele döndürürdü. Beyaz, bahara kalmaz bütün bisiklet lastiği izlerini gösterirdi. Koridorun istediği, lamba ışığında bile isteye seçilmiş gibi duran sıcak bir şeydi: yumuşak bir hardal, armudun içinin sarısı. Gözünün önündeydi. “Sarı olsa? Parlak değil, daha çok şey gibi” diye yazdı ve durdu; çünkü bunun bir adı yoktu, bir de Doğan sarı mutfağa yakışır diyecekti.
Mesajı sildi. Emir bir anket açtı. Gri, iki oy. Beyaz, bir. Dördüncü isim oy vermemiş halde orada duruyordu, onunkiydi; Buse de “Sena??” diye yazdı.
Evde cevap vermedi. Yatağının altındaki, artan boya tüplerini koyduğu kutuya gitti; bir çay tabağında aşıboyası, beyaz ve bir tutam ham ombrayı karıştırdı ve koridor duvarına kitap büyüklüğünde bir kare boyadı. İlki fazla yeşile çalıyordu. Ayarladı, yanına ikincisini boyadı. Sonra tavan lambasını yaktı, sokak kapısının yanına kadar geri çekildi ve omuzlarının indiğini hissetti. İşte oydu.
Kareyi, kenarında Buse’nin kırmızı paltosu asılıyken fotoğrafladı, çünkü savın yarısı o kırmızıydı, ve gruba gönderdi. Altına bir şey yazmadı. Kalbi, bir boya lekesinin hak ettiğinden hızlı atıyordu. İlk cevap Doğan’dan geldi. “Hm.” Sonra Buse: “Dur bir dakika.” Sena telefonu ekranı aşağı bakacak şekilde ayakkabılığın üstüne bıraktı ve gerisini öğrenmek için hiç acele etmeden çay tabağını yıkadı.